Gerekçe


Türkiye’nin uzun kıyı şeridi boyunca var olan kıyı ve deniz alanları, küresel ölçüde önemli ve çok zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Türkiye’nin kara sularında, toplamda yaklaşık 3 bin bitki ve hayvan türü tespit edilmiştir. Bunların içerisinde halen Türkiye kıyılarında 100’den az sayıda bireyin yaşadığı ve Avrupa’nın nesli kritik derecede tehlike altında olan türlerinden biri olan Akdeniz foku (Monachus monachus), iki tür nesli tehlike altındaki deniz kaplumbağası, iribaşlı deniz kaplumbağası (Caretta caretta) ve yeşil kaplumbağa (Chelonia mydas) dahil olmak üzere yaklaşık 20 tür deniz memelisi bulunmaktadır. Türkiye kıyılarında yaklaşık 480 tür deniz balığı tespit edilmiştir. Bunların %50’sinin yerel olarak yok olma tehlikesi altında olduğu tahmin edilmektedir. Ekonomik olarak önemli balık türleri arasında hamsi, istavrit, palamut, sardalya, lüfer, barbun ve kalkan yer almaktadır. Türkiye’nin deniz alanlarına bağımlı kuş faunası, Ada martısının (Larus audouinii) yanı sıra, göçmen yaz ziyaretçisi Ada doğanını (Falco eleonorae) da içermektedir.

Ancak insan nüfusundaki ve dağılımlarındaki değişim ve beraberinde getirdiği avcılık baskısının yarattığı habitat bozulması, Türkiye’deki deniz alanlarının karşı karşıya olduğu önemli tehditlerdir. Henüz yeterince algılanamayan “koruma alanları” ifadesi ve uygulaması, Türkiye’nin deniz alanlarındaki biyolojik çeşitliliğine yönelik bu tehditleri ortadan kaldırmada önemli bir potansiyel role sahiptir.

Şu anda, Türkiye kara sularının yaklaşık yüzde 4’ü korunmaktadır. Türkiye’nin denizel biyolojik çeşitliliğinin korunabilmesi için önerilen uzun vadeli çözüm, etkili ve uyarlanabilir sürdürülebilir bir yönetim altında, biyolojik çeşitliliği korurken aynı zamanda ekolojik hizmetlerini de en uygun hale getiren, yeniden yapılandırılmış bir Deniz ve Kıyı Koruma Alanı (DKKA) ağıdır. Bu uzun vadeli çözüm üç unsura dayanmaktadır.

İlk olarak, çözüm, kilit yönetici kuruluşların yeterli kapasiteye sahip olmalarınabağlıdır. Bu kapasitelerin kullanımı, mevcut DKKA yapısı içerisindeki yüksek hassasiyete ve/veya biyolojik öneme sahip alanlar için uygun yönetim çabalarının belirlenmesini ve bunlara odaklanmayı sağlayacaktır. Aynı zamanda kilit yönetici kuruluşlar, DKKA’nın genişlemesiyle doldurulabilecek temsil boşluklarını da hedefleyebilecektir.

İkincisi, sürdürülebilir finansman mekanizmalarının entegrasyonu ve ekonomi biliminin, DKKA’nın yönetimi ve planlamasında uygulanmasını içeren sürdürülebilir bir finansman sistemi gerekmektedir.

Üçüncüsü, denizel biyolojik çeşitliliğin korunmasında karşılaşılan sorunları çözebilecek, farklı yönetim kurumları, kamu kurumları ve sivil toplumun sahip olduğu dayanımları ortaya koyacak sektörler arası işbirliğinin, etkili bir mekanizmayadayalı olması gerekmektedir.

Yukarıdaki üç temel unsurun ortaya çıkışına ve işleyişine engel olarak, uzun vadeli çözümün önündeki temel engeller:

- Boşluk analizi ve ‘Hassas alanların’ tanımlanmasında ve yönetiminde sınırlı kapasite ve uzmanlık;

- DKKA’nın yönetim kapasitesine ve genişlemesine engel olan uzun vadeli sürdürülebilir finansman ile ilgili eksiklikler

- Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Bölgelerinin korunması ve kullanılması konusunda çakışan yetki ve sorumlulukların, sektörler arası yetersiz koordinasyon mekanizmaları ve bürokratik uyuşmazlıklar ile birleşmesi

olarak ortaya çıkmaktadır.